Copy
Bu e-postayı tarayıcınızda görün.
11 Temmuz 2021
Günaydın. Bugün 11 Temmuz. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da yaşanan en büyük etnik soykırımın üzerinden 26 yıl geçti... 26 yıl önce bugün, 11 Temmuz 1995'te, Yugoslavya İçsavaşı sırasında Ratko Mladiç komutasındaki Sırp birlikleri, Srebrenitsa’da birkaç gün içinde 8.372 Boşnak vatandaşını ormanlık alanlarda, fabrikalarda, depolarda katletti. BM, Srebrenitsa’yı güvenli bölge ilan etmişti. Şehirde yaşayan siviller de BM bünyesinde bölgede görev yapan Hollandalı askerlere sığındılar. Ancak Hollandalı askerler Sırp güçlerinin kampı kuşatması üzerine binlerce Boşnak'ı Sırplara teslim etti.

Srebrenitsa’da yaşananlardan birkaç hafta sonra Sırplar Saraybosna’nın pazaryeri Markale’ye yaptıkları top atışıyla 43 sivili öldürdü, 64 sivili de yaraladı. Bu son olay, ABD’nin önderliğinde savaş boyunca yapılmış en büyük NATO hava harekatına yol açtı. Süreç, Kasım 1995’teki Dayton Antlaşması ile sona erdi ve Bosna Hersek’in yeniden yapılandırılmasına girişildi. Hollanda'nın Lahey kentideki Uluslararası Adalet Divanı ise 2007'de, Srebrenitsa'da yaşananları "soykırım" olarak nitelendirdi. Sırp komutan Mladiç, Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'nde aralarında Srebrenitsa Soykırımı'nın da bulunduğu birçok suçtan müebbet hapse mahkum edildi.

Aradan geçen çeyrek asra rağmen halen 1000'e yakın kurbanın kayıp olduğu katliamda, her yıl toplu mezarlarda bulunup kimliği tespit edilenler 11 Temmuz'larda Potoçari Anıt Mezarlığı'nda toprağa veriliyor. Günün müziği, cenazeden TRT görüntüleriyle "Bosna Majko" (Bosna Annem)...
Facebook'ta paylaşın Facebook'ta paylaşın
Twitter'da paylaşın Twitter'da paylaşın
E-postayla paylaşın E-postayla paylaşın

Üçüncü türden tarihî yakınlaşmalar


"Evrende yalnız mıyız" çok eski bir soru... Cevabı yüzyıllardır kesin olarak verilememiş olsa da, insanlar hiçbir zaman bunu merak etmekten vazgeçmedi. Hint, Çin ve Yunan felsefeleri yüzyıllar boyu birden fazla evren olabileceğini tartıştıktan ve bu teoriye dayanak olan atomik düşünceyi (insan duyularının algılayamayacağı, sonsuz sayıda dünyanın varolduğu teorisi) geliştirdikten çok sonra, MÖ 4. yüzyılda, Aristo çıkageldi ve biz insanların yaşadığı dünyanın her şeyin merkezi olduğunu ilan etti. Başka dünyalar mümkün değildi. Onun sayesinde neredeyse 17. yüzyıla kadar "dünyaların çokluğu" tezine ara vermek gerekti.

Tabii bilim, felsefe ve din, insanların "garip düşüncelerini" engelleyememişti. İnsanlar yüzyıllar boyu semaya bakmış, ayı, güneşi, yıldızları görmüş, onlara tapmış, oralarda neler olup bittiğini merak etmişlerdi. John Milton’ın Paradise Lost (Kayıp Cennet) adlı eserinde (1667), her an baştan çıkmaya hazır Hz. Âdem, aya bakarak “Orada kimler yaşıyor?” diye merak ettiğinde, Başmelek İsrafil, “Sadece kendini, kendi varlığını ilgilendirenleri düşün/ Hayal etme başka dünyaları, oralarda hangi yaratıkların/ nasıl, hangi durumda, ne derecede yaşadığını” diye öğüt vermişti ona. Dinleyen oldu mu: Hayır! 

1686’da Fransız bilim insanı ve yazar Fontenelle, Entretiens sur la pluralité des mondes adlı kitabını yayımladı. Bunun Avrupa’da yarattığı etki müthiş oldu. Her dile çevrildi ve yıllarca okundu. Kitapta bir filozof, güzel bir markizin bahçesinde dolaşıyor ve altı gecede ona Kopernik sistemini anlatıyordu. Buna göre Merkürlüler hemen kızan, sabırsız yaratıklardı, Venüslüler “Gırnata Müslümanları” gibi ufak tefek ve esmerdiler, Venüs güneşe yakın olduğundan onların da yanık bir ciltleri vardı; günlerini müzikle, eğlenceyle ve aşkla geçiriyorlardı. Jüpiter o kadar büyüktü ki, bu gezegendekiler birbirlerini nadiren görüyordu. Satürn ise öyle soğuktu ki, burada yaşayanlar çok yavaş ve sarsaktılar…

Uzay, uzaylı ve uzaya yolculuk merakımızın tarihini Ayşen Gür'den okuyabilirsiniz.

Film makaralarına sıkışmış adalet arayışı  

Dün, "10 Temmuz Dünya Hukuk Günü"ydü. 1967’de Cenevre’de düzenlenen "Hukuk Yoluyla Dünya Barışı Konferansı"nda ilan edilen bu gün yalnızca Türkiye'de kutlanıyor. Haftanın gündemine, 4. Yargı Paketi'nden Hayvan Hakları Yasası'na hukuk haberleri damgasını vurmuşken sizi adalet arayışının sinemadaki yolculuğuna; mahkeme filmlerinin dünyasına götürmeye karar verdik. Aşağıda "courtroom drama" da denen bu janrın kült filmlerinden ve yeni yapımlardan derlediğimiz listeyi bulabilirsiniz.

  • 12 Angry Men (1957), Sidney Lumet
    Sinema tarihinin en önemli yapımları arasında gösterilen film, bir cinayet davasında jüriyi oluşturan 12 sıradan adamın sanığın suçlu olup olmadığına karar verme sürecini konu alıyor. Jüride Henry Fonda'nın canlandırdığı 8 numaralı üye hariç herkes cinayeti sanığın işlediğinden eminken, 8 numara, delillere rağmen sonuca hemen varmamakta ısrar ediyor. Şüphesi ve bu şüphenin haklılığının anlaşılması, özellikle ceza yargılamalarında bazı delillerin ne kadar yanıltıcı olabileceğinin ve hakikate ulaşmanın her zaman çok kolay olmadığının muhteşem bir örneği.
  • Judgment at Nuremberg (1961), Stanley Kramer
    Nazi döneminde görev yapan hâkimlerin yargılandığı "Nürnberg Davası"nı konu alan film, hiçbir zaman eskimeyen "özgür irade-zorunluluk" tartışmasına ayna tutuyor. Alman hâkimlerin avukatlığını üstlenen Hans Rolfe’nin, sanık hâkimlerin tek yaptığının görevleri gereği o dönemki yasalarını uygulamak olduğunu vurguladığı savunması, filmin en güçlü noktalarından biri. Rolfe: “Eğer bu hâkimler suçluysa dünyanın geri kalanını ne yapacağız? Hitler’in konuşmalarını dinleyen, kitabını okuyan ve hiçbir şey yapmayan diğerlerine ne olacak? Hitler’in saygı duyulan biri olmasında sorumluluğu olan Vatikan’ı, onunla ticari anlaşma yapan devletleri, Alman hükümetiyle iş yaparak büyük kâr eden Amerikan şirketlerini de suçlu bulacak mıyız?” diye soruyor.
  • To Kill A Mockingbird (1962), Robert Mulligan
    Amerikalı yazar Harper Lee'nin 1960'ta yayımladığı Pulitzer ödüllü aynı isimli eserinden uyarlanan film, beyaz bir kadın tarafından tecavüzle suçlanan siyah bir adamın yargılamasını ve gerçeği ortaya çıkarmaya çalışan avukat Atticus Finch'i konu alıyor. Filmde olaylar iki küçük çocuğun bakış açısından anlatılıyor. Atticus Finch karakteri 2003'te Amerikan Film Enstitüsü tarafından 20. yüzyılın kahramanları listesinde birinci sırada yer aldı.
  • The Trial of Chicago 7 (2020), Aaron Sorkin
    1968'de Vietnam Savaşı sürerken Amerikan gençleri arasında hükümete karşı bir protesto ve başkaldırı dalgası başlamıştı. Chicago’da, çok sert ve kanlı bir polis müdahalesiyle bastırılan büyük bir gösteri sonrasında, direnişin liderleri olarak gösterilen yedi kişi ve olaylarla direkt bağlantısı olmamasına rağmen mahkemeye çıkartılan "Black Panthers"dan Bobby Seale, "hükümeti devirmeye" kalkışmaktan yargılandı. Hükümetin davanın sonucunu etkileme çabalarını ve dava hâkiminin "taraflı" tavrını merkeze alan film, 93. Oscar Ödülleri'nde 6 dalda aday gösterilmiş; 78. Altın Küre Ödülleri'nden en iyi senaryo ödülüyle dönmüştü.
  • Unbelievable (2019), Susannah Grant
    Başrollerinde Toni Collette, Merritt Wever, ve Kaitlyn Dever'ın bulunduğu mini dizi, yurt odasına giren bir yabancının tecavüzüne uğradıktan sonra yalan söylediği iddiasıyla cezalandırılan bir kız çocuğunu ve iki kadın dedektifin başka bir şehirde olayı aydınlatmak için sürdürdüğü mücadeleyi anlatıyor. Travmatik olayların ardından mağdura yaklaşım farklarının davanın seyrinde ne derece önemli olabileceğini vurgulayan yapım, Christian Miller ve Ken Armstrong'un 2016'da Pulitzer Ödülü alan "An Unbelievable Story of Rape" başlıklı makalesinden uyarlandı. İstismar vakalarında "somut delil" tartışmalarının sürdüğü bu günlerde mutlaka izlenmesi gerekenlerden...

    Ayrıca, The Ox-Bow Incident (1943), Inherit the Wind (1960), And Justice For All (1979), The Verdict (1982), The Accused (1988), A Few Good Men (1992), My Cousin Vinny (1992), Philadelphia (1993), In The Name of The Father (1993), A Time To Kill (1996), Dear Zachary (2008), Jagten (2012), Leviathan (2014) RBG (2018) ve By the Grace of God (2018) da izlenebilecek diğer filmler arasında.

Uzak atalarımızın kokulu mirası: Mangal


Neredeyse millî sporu­muz diyebileceğimiz mangalın mevsimi açıldı. Esaslı davetlerden uygun bir su kenarında yakılıveren çingene mangallarına, kömür ateşinde pişen et, sofra kültürü­müzün vazgeçilmez bir parçası. Bu yalnız ülkemizde böyle değil elbet. ABD’den Arjantin’e, Ko­re’den Yeni Zelanda’ya közüstü lezzetler damağımıza tarih önce­sinden kalma zevkleri yaşatıyor.

“Ateşin üzerinde çe­virme” bilinen en eski yöntem­lerden biri. Antik Yunan’daki günümüz ızgaralarına benzeyen “gridiron” ise bugünkü ızgaranın ilk hali. İlyada Destanı’nda savaş sonrasında tuz ve şarapla ovul­muş etin ateşte pişirildiği ziya­fetlerden bahsedilir. Ancak ate­şin istenilen yerde yakılabilen bireysel mangallara dönüşme­si, hele bu mangalların fiyatları binlerce dolara varan modelleri­nin çıkması görece yeni bir olay. Bu noktada meraklısına, ız­gara ve barbekünün aynı şey ol­madığı notunu da düşelim. Izgara, harlı ateşte hızlı pişirme işlemi iken; barbekü, kontrollü ve daha düşük ısıda uzun süren, bazen 18 saate varan pişirme işine verilen ad.

Adı is­ter braai, satay, yakitori, asado, lechon olsun, ister mangal, tan­dır, barbekü... Ateş, dünyanın her yanından insanı tarih boyunca kendine çağırmış. Yapana sefa, koklayana cefa mangal aşkımızı Petek Çırpılı'dan okuyabilirsiniz.

Mustafa Kemal’in Carlsbad günleri


"30 Haziran 1918 Pazar gü­nü öğleden sonra saat 07.30’da Carlsbad İstasyonu'na varıldı. İstasyonda bizi karşılayan otel kapıcısının getirdiği arabaya eşyalarımızı da yükleyerek, bi­ze ayırılmış bulunan ikametgâha gelindi. Cottage Sanatorium doktorlarından Markotein’in Carlsbad’da bulunan dostu dok­tor Vermer’e vuku bulan tavsi­yesiyle, yine kendisi tarafından bulunan ikametgâh adeta husu­si bir evden ibarettir. İsmi Ru­dolfs Hof olan bu ikametgâh otel, Pupp yakınında ve büyük hama­mın karşısındadır…"

37 yaşındaki Mustafa Kemal Paşa, tedavi amacıyla gönderil­diği Carlsbad'da tuttuğu günlükle­re böyle başlıyordu. Bir kurmay subay olarak ilk görev yeri Suri­ye’den itibaren, Libya’da, Çanak­kale’de, Bitlis’de, Diyarbakır’daki savaş koşulları, yaralanmalar ve hastalıklar genç yaşına rağmen onu yıpratmış, yurtdışında teda­viyi zorunlu kılmıştı. 30 Haziran-27 Temmuz 1918 arasında Carlsbad’da kalan Mustafa Kemal, burada tedavi­nin yanısıra Osmanlı ve Avru­palı seçkin kişilerle görüşmeler yapmış, gelecekte hayalini kur­duğu toplum hayatı, kadın hak­ları gibi konular üzerine düşün­müş, yazmış ve aynı zamanda da Almanca dil dersleri almıştı.

Çek Cumhuriyeti’nin Kar­lovy Vary isimli sevimli şehrinde Mustafa Kemal’i misafir eden Rudolfshof, bugün Carlsbad Plaza Hotel adını taşıyor. Toplantı odalarından biri ise halen onun hatırasına Atatürk Salonu olarak anılıyor. Serhan Güngör #tarih'e yazmıştı

Tenisin rengini değiştiren kadın

Tenis dünyasının en büyük organizasyonlarından Wimbledon Tenis Turnuvası'dan dün tek kadınlar finalinde şampiyon, Avustralyalı Ashleigh Barty oldu. Bugün 64 yıl önce aynı kortta tarih yazan başka bir kadını, 11 Grand Slam şampiyonluğuna imza atan, kortların ilk siyah kadın şampiyonu Althea Gibson'u hatırlıyoruz. 

Hayatı boyunca sadece rakiplerine karşı değil, iflah olmaz ırkçılığa karşı da mücadele eden Gibson, Güney Carolina’da pamuk tarlasında çalışan bir karı-kocanın çocuğuydu. Milyonları derinden etkileyen Büyük Buhran, 1930’da ailesini Harlem’e sürüklemişti. Burada sokaklarda önce tenise çok yakın bir branş olan "paddle" ile tanışmış; ardından müzisyen Buddy Walker'ın hediye ettiği raketle, komşularının seferber olup topladığı paralarla tenise geçmişti. 1950'de bugünkü Amerika Açık Turnuvası’nda oynaması için büyük bir lobi faaliyeti başlatılmıştı. 18 Grand Slam zaferine imza atan eski şampiyonlardan Alice Marble'ın Amerikan tenis dergisine yazdığı mektup da etkili olmuş, tarihte ilk kez bir siyah Grand Slam turnuvasında korta ayak basmıştı.

1957 onun yılıydı. Darlene Hard’ı yenerek Wimbledon’da mutlu sona ulaştı. Merkez kortta taçlanan ilk siyah tenisçiye kupasını Kraliçe 2. Elizabeth vermişti. Bir zamanlar beyazlarla yan yana oturmasına bile izin verilmeyen azim abidesi, onların yanyana gelemeyeceği Kraliçe’nin elini sıkıyordu. Gibson'ın hikayesini Ali Murat Hamarat'tan okuyabilirsiniz.

  • Diyarbakır'da konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Biz Diyarbakır'da 2005'te size ne demişsek dün de oradaydık, bugün de aynı yerdeyiz, yarın da aynı yerde olacağız" ifadelerini kullandı. Çözüm sürecini HDP ve PKK'nın bitirdiğini savunan Cumhurbaşkanı, doğrudan "Kürt sorunu" tanımını kullanmadı. Erdoğan'ın sözleri "çözüm süreci"nin yeniden başlayacağı yorumlarına neden oldu.
  • Mayıs ayında alınan kararla plastik/polietilen atıkların ithal edilmesine getirilen yasak iptal edildi. Sözkonusu kararın yürürlüğe girdiği 2 Temmuz'dan birkaç gün sonra, Bakanlık ile sektör temsilcileri arasında varılan anlaşma ile yasağa ilişkin yeni düzenleme getirildiği duyuruldu.
  • Yargıtay, 28 Şubat davasında 14 sanığa verilen hapis cezalarını onadı. Sanıklar arasında dönemin Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir ile Genelkurmay Harekat Başkanı emekli Orgeneral Çetin Doğan da bulunuyor. 
  • Cem Uzan ve Hakan Uzan, aralarında TMSF, Motorola ve Vodafone'un da bulunduğu 60 firma ve kişiye yaklaşık 69 milyar euro'luk tazminat davası açtı. Paris İstinaf Mahkemesi'nde açılan davada sanıklar arasında Suzan Sabancı, Ferit Şahenk, Aydın Doğan, Nihat Özdemir ve Ahmet Nazif Zorlu gibi isimler de yer alıyor. Davada Uzan grubuna ait şirketleri satın alan sanıklara "dolandırıcılık" ve "haksız kazanç elde etme" suçları yöneltiliyor.
  • Güngören Belediyesi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eliyle "riskli alan" ilan edilen Tozkoparan Mahallesi için Danıştay yürütmeyi durdurma kararı verdi. Mahkeme kararına göre, rapor alınana kadar bölgede herhangi bir kentsel dönüşüm faaliyeti yürütülmeyecek. 
  • BM Güvenlik Konseyi, Suriye'ye insani yardımların bir yıl daha devam etmesi için anlaşmaya vardı. Türkiye'nin Cilvegözü Sınır Kapısı'ndan Suriye'nin kuzeyine giden yardımlar 10 Temmuz'da sona erecekti.
  • Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi ile Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, bu aşamada üçüncü doz Covid-19 aşısı yapılmasına gerek olmadığını açıkladı. Pfizer-Biontech ise ABD ve Avrupa'da üçüncü doz takviye aşısı yapılabilmesi için izin başvurusunda bulunacağını duyurdu.
  • BM İnsan Hakları Özel Raportörü, Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinin savaş suçu olduğunu belirtti; uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırdı. İsrail ise raportörün konuştuğu BM İnsan Hakları Konseyi oturumunu boykot etti.
  • Taliban, Afganistan'ın batısındaki Herat bölgesinde İran ve Türkmenistan geçişlerinin kontrolünü ele geçirdi. Taliban sözcüsü haberi doğrularken, sınırın güvenliğini sağlamak için çalışmalar yürüttüklerini söyledi.
    • Taliban'ın ilerlemesi Afganların ülkelerini terketmelerine yol açarken, güvenlik kaynakları günde 500 ila 1000 arasındaki Afgan'ın yasadışı yollarla Türkiye'ye geçtiğini belirtti.
  • Copa America’da evsahibi Brezilya’yı Di Maria’nın golüyle deviren Arjantin, şampiyon oldu. Tangocular 28 yıllık hasreti sonlandırarak organizasyondaki 15. kupasını kazandı. Arjantin’in süper yıldızı Messi de böylece millî takımdaki en büyük başarısına imza attı.

Bizi takip ediniz

Twitter
Instagram
Facebook
Website
YouTube
Bu e-posta size yönlendirildiyse buradan abone olabilirsiniz
Tercihlerinizi değiştirebilir
 veya üyelikten çıkabilirsiniz.
Copyright © 2021, KAFA Grup, Her hakkı mahfuzdur.
#tarih'te bugün ekibi






This email was sent to <<e-posta adresi>>
why did I get this?    unsubscribe from this list    update subscription preferences
#tarih'te bugün · Kadıkoy · Istanbul 34724 · Turkey