Copy
Bu e-postayı tarayıcınızda görün.
25 Temmuz 2021
Günaydın. Birkaç günlük bir aranın ardından 25 Temmuz Pazar gününden herkese günaydın. Umarız hepiniz çok güzel bir bayram tatili geçirmişsinizdir. Bugün çok şey borçlu olduğumuz birini, "Tarihçilerin Kutbu" Şeyhülmüverrihin Halil İnalcık Hoca'yı anarak güne başlıyoruz. 5 yıl önce bugün, 25 Temmuz 2016'da kaybettiğimiz İnalcık, Osmanlı tarihçiliğini dünya çapında yükselten müstesna bir hoca olmasının yanısıra dergimizi de bugünlere taşıyan başyazarımız ve yayın kurulu üyemizdi. Büyük bir bölümü ilk kez NTV Tarih ve #tarih'te yayımlanan yazılarıyla dokuz yıl boyunca zihnimizi açmış, yolumuzu aydınlatmıştı.

Onu hatırlarken, ilerlemiş yaşına rağmen son günlerine kadar hem arşivde hem sahada çalışmaya devam etmesinden; literatüre yaptığı olağanüstü katkıların yanında arkasından gelen nesillere de Osmanlı tarihini sevdirmesinden ve en önemlisi de kullandığı analiz yöntemleri ve metot bilgisiyle yarattığı ekolden bahsetmemek olmaz. İnalcık Hoca, yeni akımlara hep açık olmuştu; ancak Cemal Kafadar'ın ardından yazdığı gibi "net biçimde ifade edilmiş problemlerden yola çıkan, o probleme bir çözüm öneren ve post-modernizmin müphemliği bizatihi bir sonuç olarak ortaya koyan tavrından uzun ve verimli kariyeri boyunca kaçınan" bir tavrı vardı. "Tarihçi­liği, 'millî tarih' yazma projesi­ne bağlıydı, ama bu akımın ço­ğu temsilcisinin kuramadığı bir dengeyi hassasiyetle korumaya çalışmıştı: Yani komplekssiz, savunu diye niteleyebileceğimiz tavırdan çok uzak bir tarihçi­ydi". Bugün onu Cemal Kafadar ve İsenbike Togan'ın kaleminden okuyabilirsiniz.

Necdet Sakaoğlu'nun, Halil İnalcık hocanın ardından ebced hesabı ve aruz vezniyle düşürdüğü tarihle sözü bitirelim: "Ey İnalcık! Kilk-i ecel 'yüz'de dedi ömre tamam // Rahle-i tedrisin ukbâda ola Darü's-selâm" (Ey İnalcık! Ecel kalemi yüz yaşında ömre tamam dedi // Ahiretteki kürsün Darüsselam cennetinde olsun.)
Halil İnalcık'ın dergimizde yayımlanan bazı yazıları...
Facebook'ta paylaşın Facebook'ta paylaşın
Twitter'da paylaşın Twitter'da paylaşın
E-postayla paylaşın E-postayla paylaşın

Lozan Anlaşması: Hezimet değil, başarı!


Türkiye, 1922 Eylül’ünde Yunan ordusunun işgalinden kurtulduğunda, artık takati kalmamış bir ülkeydi. Gayet fakir düşmüş; savaş değirmenini Bolşevik yardımlarıyla döndürken acilen barışa gereksinimi vardı. Anadolu Savaşı’nın galibi olarak Lozan’a gitse de, orada kendisine 1. Dünya Savaşı’nın mağlubu gözüyle bakan Büyük Britanya, Fransa ve İtalya’yı kapitülasyonları kaldırmaya ikna etmek gibi zor bir görev yüklenmişti. Sonunda İsviçre’nin Lausanne kentinde 20 Kasım 1922’de başlayan Lozan süreci, 24 Temmuz 1923’te atılan imzalarla sona erdi. Bağımsız Türkiye’nin ilanı kabul edilen anlaşma üzerine Misâk-ı Millî’ye sadık kalınmadığı iddiasıyla yürütülen “Zafer mi, yoksa hezimet mi?” tartışması ise halen sürüyor. Bugün Türkiye’nin Lozan’da toprak açısından ödün verip vermediğini mercek altına alıyoruz.

Öncelikle, Misâk-ı Millî’nin toprak konusunda gayet belirsiz olduğunu, kesin sınırlar çizmediğini hatırlatmak gerek. Metin, Mondros Bırakışması sırasındaki cephe hattından sözeder, ama o hattın ötesinin de Osmanlı topraklarından ayrı düşünülemeyeceğini ekler. Ne var ki Suriye sınırı, 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Antlaşması’yla zaten saptanmıştır. Trakya sınırı ve Ege adalarından sözedilmez, çünkü Bırakışma imzalandığında oralarda bir cephe ve işgal yoktur. Batı Trakya’da plebisit yapılmasına ilişkin bir cümlenin varlığı ise şaşırtıcıdır. Zira, bir yanda Yunanistan bu bölgeyi Osmanlı Devleti’nden değil, Bulgaristan’dan, hem de 1919’da almıştır; diğer yanda da aynı bölgeyi Bulgaristan’a bırakan, Osmanlı Devleti’yle Bulgaristan arasındaki 29 Eylül 1913 tarihli barış antlaşmasında Batı Trakya’ya ilişkin herhangi bir özel hüküm yoktur. Son olarak doğuda ise Ermenistan, Gürcistan ve İran sınırları Lozan’dan önce saptanmıştır.

Bu duruma göre Türkiye’nin Misâk-ı Millî’den verdiği ödünlerin, Kıbrıs, Oniki Ada ve Irak sınırı konularında olduğu söylenebilir. Ancak, bunların ilk ikisi, 1. Dünya Savaşı’ndaki yenilginin sonuçları olarak yorumlanabilir. Üstelik bu adaların Osmanlı İmparatorluğu’nun 1914 sınırları içinde olduğu da su götürür bir iddiadır. Ayrıca, adalarda Türk çoğunluğu olmaması da dikkatten kaçmamalıdır. Irak sınırına gelince; bilindiği üzere Anadolu Savaşı; Ermenistan, Yunanistan ve Fransa’ya karşı yapılmıştı. Musul bölgesi konusunda ısrarcı davranmak ise o zamana kadar sesini çıkarmamış, ama petrol yatakları nedeniyle savaşmaya hazır olan Büyük Britanya’ya karşı savaş ilanı olurdu. Böyle bir gelişmenin bitkin haldeki Türkiye’ye vereceği zararları gayet iyi bilen Mustafa Kemal, bu olasılığın kabul edilir olmadığını daha 1923’ün Ocak ayında dile getirmişti. Bu durumda, Türkiye’nin Irak petrollerinden pay almasını başlıbaşına bir başarı olarak değerlendirebiliriz. Özetle söyleyecek olursak, Lozan’da 24 Temmuz 1923’te imzalanan antlaşma, o dönemin koşullarında başarılı sayılması gereken bir antlaşmadır.

(Ahmet Kuyaş, Lozan Anlaşması'nı Temmuz 2010'da NTV Tarih'e yazmıştı.)

Sansür kaldırıldı, yaşasın yeni sansür!  

Osmanlı Anayasası'nın 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 23 Temmuz 1908'de yeniden ilan edilmesi ve hemen bir gün sonra 24 Temmuz'da sansürün kaldırılmasıyla, 2. Meşrutiyet 113 yıl önce bir basın özgürlüğü dönemi olarak başlamıştı. Ancak yeni iktidarın da basına tahammül etmekte zorlandığı kısa zamanda görülmüştü. İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1909-1911 arasında, Hasan Fehmi, Ahmet Samim ve Zeki beyler gibi gazetecileri sansürlemek yerine, öldürme yoluna gitmişti. Kendi gazeteleri Tanin ise iktidar değişiklikleri sırasında birçok kez kapatılmıştı. Gazete, her kapatılıştan sonra Renin, Senin, Metin gibi isimlerle çıkmayı sürdürmüştü. Bugün bütün bunlara rağmen 1940’lardan bu yana "Gazetecilik ve Basın Bayramı" olarak kutlanan 24 Temmuz şerefine sinema tarihinin önemli basın filmlerinden bir derleme yaptık. Basının üzerindeki sansür, iktidar ve sermaye baskısının tarihe karışacağı günleri görmek dileğiyle... 

  • Citizen Kane (1941), Orson Welles
    Orson Welles'in başyapıtı, sinema tarihinin kilometre taşlarından "Yurttaş Kane" aynı zamanda bir bulmacanın esrarını çözmeye çalışan ana karakteri gazeteci Jerry Thompson Foster'ın dedektifi andıran çalışmasıyla basın filmleri listemize de giriyor. Medya patronu William Randolph Hearst'ten ilham alan Charles Foster Kane karakterinin ölmeden önce söylediği son söz olan "Rosebud"ın esrarını çözmeye çalışan muhabir, onun gösterişli yaşamının sır perdelerini birer birer aralıyor. Film, imza attığı başka pek çok ilkle birlikte, medya mensuplarına eleştirel bir yaklaşımı perdeye yansıtan ilk yapımlardan...

  • All the President’s Men (1976), Alan J. Pakula
    Oscar ve BAFTA'nın da dahil olduğu pek çok ödül alan "Başkanın Tüm Adamları", Başkan Richard Nixon'ı ABD tarihinin istifa eden ilk başkanı olmaya götüren süreçte Watergate Skandalı'nı ortaya çıkaran iki Washington Post muhabirinin hikayesine odaklanıyor. Ardından gelen basın filmlerinde olduğu gibi genel olarak politik gerilim türünde de derin bir etki bırakan film, başrolleri paylaşan Dustin Hoffman ve Robert Redford'un performansları bir yana, sırf efsane yayın yönetmeni Ben Bradlee’nin kamu yararına olduğu sürece, devlet sırları dahil her şey hakkında haber yapılabileceğini savunurken verdiği gazetecilik dersleri için bile izlenir. Pakula'nın daha az bilinen bir diğer gazetecilik filmi, "The Parallax View"u da listenize ekleyin deriz.
  • Wag the Dog (1997), Barry Levinson
    Dustin Hoffman, Robert De Niro ve Anne Heche'ten oluşan yıldız kadrosuyla, medya ve iktidar ilişkilerini eleştiren bu film, Amerikan başkanlık seçimlerine iki hafta kala, başkanın küçük yaştaki bir kızla yaşadığı ilişkinin ortaya çıkışını işliyor. Olay sansasyona dönüşmeden önlem almak isteyen Beyaz Saray, gündemi değiştirmek için "gazeteci" Conrad Brean'ı görevlendiriyor. Brean, kamuoyunun dikkatini başka yöne çekmek için sahte bir savaş haberi çıkartırken, biz de halkla ilişkilerdeki "spin denetimi" uygulamasının haberciliğe bulaşmasının riskleri üzerine derin düşüncelere dalıyoruz.
  • Shattered Glass (2003), Billy Ray
    Yine gerçek bir hayat hikayesinden yola çıkan film, Washington merkezli The New Republic'te çalışan genç bir editörün yazdığı 41 makaleden 27'sinin masa başında kurgulandığının ortaya çıkmasıyla patlak veren skandalı işliyor. Film, Benjamin Franklin'in “Gazeteyi gazeteci yazar, ancak yazdıran okurdur” sözüyle birlikte izleyince, meslek etiğinin ince çizgisini sorgulatıyor.
  • Spotlight (2015), Tom McCarthy
    En iyi film ve en iyi özgün senaryo Oscar'larını kapan "The Spotlight", ABD merkezli The Boston Globe gazetesinin, Katolik Kilisesi'ndeki cinsel istismar vakalarını aydınlatmak için başlattığı soruşturmanın gerçek hikayesine dayanıyor. Bir yılı aşkın süre sabırla hikayeyi kovalayan ekip, haberi doğrulatma, kaynağını teyit etme, olayın tüm tarafları ile görüşme gibi süreçlerin hepsini adım adım izlemeleri bir yana, barış gazeteciliğinin "sesi duyulmayanın sesine yer vermek" ilkesini de uyguluyor.
  • The Newsroom (2012), Aaron Sorkin
    Aaron Sorkin’in kaleme aldığı ve yapımcılığını üstlendiği HBO dizisi, karakterlerinin de sıklıkla kendilerini benzettiği gibi basın dünyasında bir "Don Kişot" hikayesi. Bazı açılardan en az Don Kişot kadar iki boyutlu ve kibirli olsalar da mesleklerine olan tutkuları, çetrefilli mevzulara cesaretle girmeleri, hata karşısında tavırları ve tabii reyting kaygısı olmadan gazetecilik nasıl yapılır sorusuna aradıkları cevaplarla "Newsroom" karakterleri de listemize giriyor.

    Ayrıca: His Girl Friday (1940), The Lost Honor of Katharina Blum (1975), Network (1976), The Killing Fields (1984), Newsies (1992), In My Father’s Den (2004), Good Night, and Good Luck (2005), Capote (2005), Zodiac (2007), Frost/Nixon (2008), The Bang Bang Club (2010), Die vierte Macht (2012), L’enquête (2014), A Private War (2018)...

Arım, balım, peteğim: 13 bin yıllık aşk öyküsü


Bal, tarih boyunca insanoğulları ve kızlarının karnını doyurdu; susuzluğunu giderdi. Bazen hastalıklara derman oldu; bazen tanrılara sunuldu; bazense güzelliğimize güzellik kattı. Saflığına öyle hayranlık duyuldu ki, hem nikahlarda hem cenazelerde insanlara eşlik etmesi için hep o seçildi. Öyle ki eski insanlar onu "Dünya ağacının dallarından, Tanrılar katından yeryüzüne damlayan göksel bir armağan" olarak tanımlarken az bile söylemişler. Tabii o zamanların ilahi armağanı, bugünün iki günde şekerlenen ambalajlı balımsıları gibi değil; dayanıklıymış! Kötü ruhları uzak tutmak için Mısır'da ölülerle birlikte gömülen ballar, 1800'lerde bile bozulmadan topraktan çıkabiliyormuş.

Petek Çırpılı, balla tarih boyunca süren aşk hikayemizi anlatırken, arıların soyunu kurutmak üzere olan insanların bu armağana lâyık olup olamadığını da soruyor.

TBMM’nin mimarı ve ilginç bir tezat


Bundan 11 yıl önce, 25 Temmuz 2010'da Salzburg’daki Felsenreitschule konser salonu, Mozart Festivali’nin açılış konseri için sahneye çıkan piyanist Fazıl Say'ı ve Borusan Filarmoni Orkestrası'nı ağırlamıştı. Konserin izleyicileri arasında yer alan yazarımız Serhan Güngör'ün gözü salonun fuayesinin tavanındaki devasa resme takılmıştı. Resim, Türklerin kafaları ile bir tür polo oynayan Avusturyalı süvarileri gösteriyordu. İyiden iyiye tezat oluşturansa, salonun mimarının Nazi zulmünden kaçmak için 1938'de Türkiye'ye sığınan, TBMM binasından Çankaya Köşkü'ne Türkiye'nin pek çok önemli yapısında imzası bulunan Clemens Holzmeister olmasıydı. Holzmeister'ı Serhan Güngör'den okuyabilirsiniz.

Sanat için Olimpiyat mı, Olimpiyat için sanat mı?

Tokyo 2020 Olimpiyatı, Covid-19 gölgesinde bir sene gecikmeli olarak başladı. Yaklaşık 2 saat süren açılış seremonisinde, Olimpiyat meşalesini tenisçi Naomi Osaka yaktı. İlk kez seyircisiz yapılan ve savaş yüzünden tamamen iptal edilenler hariç ilk kez ertelenen Olimpiyat'ta şimdiye kadar akredite olmuş 123 kişide Covid-19 tespit edildi.

Peki bütün bunlara rağmen heyecanı dünyayı kasıp kavuran Olimpiyat Oyunları'nda 1912-1948 arasında sanat yarışmaları düzenlendiğini biliyor muydunuz? Bu yarışmalarda heykelden mimariye, edebiyattan müziğe toplam 147 madalya dağıtılmış, hatta modern Olimpiyat’ın babası Baron Coubertin de şiirde altın kazanmıştı. 1912 Olimpiyat Oyunları’nda atıcılıkta gümüş madalya kazanan Walter Winans, heykelde de altın alarak tarih yazmıştı. Aynı Olimpiyat’ta hem spor hem de sanat alanında taçlanan bir başkası çıkmamıştı. Sanat yarışmaları, değerlendirme ölçütleri, amatörlük ilkesi ve yaş sınırlamalarıyla ilgili ciddi sorunlar dolayısıyla 1948 Londra Olimpiyatları’nın ertesinde sona ermişti. Olimpiyat tarihinin bu unutulmuş sayfasını bugün Ali Murat Hamarat'tan okuyabilirsiniz.

  • Geçen haftaki sel felaketinin yaralarını sarmaya çalışan Rize ve Artvin'de bir kez daha sel felaketi yaşandı. Metrekareye 170 kg yağışın düştüğü Artvin'de yollar çamur ve balçıkla kaplandı; 1 kişinin kayıp olduğu bildirildi. Arhavi ilçesindeyse 430 binanın zemin ve bodrum katları balçığa gömüldü; onlarca araç hurdaya döndü.
    • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Rize'ye giderek selden etkilenen yerler için TOKİ ile birlikte proje başlattıklarını açıkladı. Erdoğan, vatandaşlardan yamaçlarda 5-10 katlı binalar yapmamalarını istedi.
    • Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli de şimdiye kadar yapılan tahkimatlar olmasaydı daha büyük bir felaketle karşı karşıya kalınabileceğini söyledi. Vatandaşlardan dikkatli olmalarını isteyen Pakdemirli, "Önce vatandaşımız kendini korumanın yollarını arayacak, derelerden uzak durmanın yollarını arayacak" dedi.
  • 45 düzensiz göçmeni taşıyan tekne Kaş açıklarında battı. Millî Savunma Bakanlığı, 37 kişinin kurtarıldığını, 8 kişininse kaybolduğunu duyurdu.
  • BM Güvenlik Konseyi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 20 Temmuz'da Kıbrıs'ta yaptığı açıklamaları kınadı. Açıklamada, "Güvenlik Konseyi, eski kararlarını ve açıklamalarını ihlal eder nitelikteki tek taraflı adımlarla ilgili derin endişe duymaktadır" ifadeleri yer aldı. "İki toplumlu, iki bölgeli ve politik eşitliğe dayalı bir federasyon temelinde adil bir çözüm" çağrısı da yapan BMGK, Maraş bölgesinde Ekim 2020'den bu yana atılan adımların geri çekilmesini istedi.
    • Dışişleri Bakanlığı ve AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, açıklamayı reddettiklerini duyurdu.
    • Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kıbrıs'ta yaptığı konuşmada Maraş'ta hayatın yeniden başlayacağını söylemiş ve pilot uygulamanın, kentin %3.5'ini kapsayacağını söylemişti. 1974 öncesi Kıbrıs'ın turizm gelirlerinin %53'ünün geldiği Maraş bölgesi, 46 yıldır kapalı.
  • DSÖ, Avrupa'da görülen Covid-19 vakalarının %68'inin Delta varyantından kaynaklandığını duyurdu. Salgınla mücadele önlemlerinin tekrar uygulanması çağrısı yapan örgüt, "Sözkonusu varyant, daha güçlü bir mutant ortaya çıkmadığı müddetçe yayılmayı ve diğer türlerin yerini almayı sürdürecek" uyarısında bulundu.
  • Fransa'da tartışmalara neden olan "Cumhuriyet İlkelerine Saygıyı Güçlendiren Yasa Tasarısı" Meclis'te kabul edildi. İnternette nefret söylemi ile mücadelenin sertleştirilmesini öngören yasa, yabancı ülkelerin Fransa'daki cami ve derneklerdeki nüfuzunun sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemeler de içeriyor.
    • Yasa, derste Hz. Muhammed'in karikatürlerini kullanan öğretmen Samuel Paty'nin, Ekim 2020'de öldürülmesi üzerine hazırlanmaya başlamıştı. Müslümanları hedef aldığı savunulan yasaya, BM başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşları eleştirilerini yöneltiyor.
  • Basın özgürlüğü ve ifade hürriyeti alanında faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası 23 kurum, Türkiye'nin "yabancı fonlu haber mecralarına" dair yasal düzenleme çalışmalarına ilişkin endişelerini dile getirdi. Yapılan açıklamada, medya kurumlarının yurtdışından fon aldıkları için hedef gösterilmesinin, ülkede özgür medyayı daha da boğmak adına atılan bir adım olduğu ifade edildi.
    • OdaTV, yayımladığı bir haberde ABD'li sivil toplum kuruluşlarının Türkiye'deki bazı medya kuruluşlarına yüzbinlerce dolarlık hibe verdiğini yazmıştı. Konu üzerine açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, "Yabancı devletlerin veya kuruluşların fonlarıyla ülkemizde faaliyet gösteren medya kuruluşlarına yönelik bir düzenleme ihtiyacı olduğu açıktır" ifadelerini kullanmıştı.
  • UNESCO'ya bağlı Dünya Mirası Komitesi, Ayasofya ve Kariye'de yapılan değişikliklerle ilgili Türkiye'den rapor istedi. Komite, müzelerin statüsünü değiştirme niyeti hakkında Komite'ye bilgi verilmemesi ve diyalog kurulmamasından derin üzüntü duyduklarını ifade etti.
  • The Guardian, Türkiye'deki inşaat işçilerinin TikTok'taki videolarıyla ilgili bir haber yayımladı. Gazeteye konuşan işçi Ahmet İstek, yayımladığı videolarla kötü çalışma koşullarını eleştirdiğini söylerken, Barış Kaya videolar sayesinde görünür hissettiğini ifade etti. Haberde Türkiye'de geçen yıl en az 2427 işçinin iş kazalarında hayatını kaybettiğine ve çalışma koşullarının zorluğuna da dikkat çekildi.

Bizi takip ediniz

Twitter
Instagram
Facebook
Website
YouTube
Bu e-posta size yönlendirildiyse buradan abone olabilirsiniz
Tercihlerinizi değiştirebilir
 veya üyelikten çıkabilirsiniz.
Copyright © 2021, KAFA Grup, Her hakkı mahfuzdur.
#tarih'te bugün ekibi






This email was sent to <<e-posta adresi>>
why did I get this?    unsubscribe from this list    update subscription preferences
#tarih'te bugün · Kadıkoy · Istanbul 34724 · Turkey